HDP’den Barışa Çağrı Deklarasyonu: Ülke tarihinin en büyük barışı sağlanabilir

HDP’nin “Barışa Çağrı Deklarasyonu”nda, toplumun Meclis’ten büyük barış müjdesini duymak istediğine vurgu yapılarak, “83 milyon yurttaşımız, Kürt sorununda ülke tarihinin en büyük barışını sağlayabilir.” denildi.

Deklarasyonda, derdi ülkenin geleceği ve demokrasisi, adalet, özgürlük, hukuk, iş ve aş olan tüm siyasi partilere “Barışı birlikte kuralım” çağrısı yapıldı.

HDP, 1 Haziran’da başlattığı Demokratik Mücadele Programından sonra TBMM’de “Barışa Çağrı Deklarasyonu”nu açıkladı. Deklarasyonu HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, düzenlenen basın toplantısında açıkladı. Toplantıya milletvekilleri de katıldı. İlk olarak konuşan Buldan, 1 Haziran günü İstanbul’da açıkladıkları Demokratik Tutum Belgesi’yle 3 aşamadan oluşan ve 3 ay devam eden Demokratik Mücadele Programı’nı başlattıklarını hatırlattı.

Buldan, Hakkâri ve Edirne’den Ankara’ya yürüyüş kollarıyla, halk toplantılarıyla, farklı inanç grupları söyleşileriyle, sivil toplum kuruluşları ziyaretleriyle Türkiye’nin dört bir yanında emekçi halklarıyla buluştuklarını, kadınlarla ve gençlerle bir araya geldiklerini, çevreye ve doğaya yönelik tahribatlara karşı omuz omuza yürüdüklerini söyledi.

‘Mevcut kriz hali sürdürülebilir olmadığı gün gibi ortada’

Buldan ve Sancar tarafından açıklanan deklarasyonda, Türkiye’nin bugün derin bir toplumsal, siyasal ve ekonomik kriz yaşadığına dikkat çekilerek, Türkiye’yi yönetenlerin aksini iddia etseler de mevcut kriz halinin sürdürülebilir olmadığının gün gibi ortada olduğu ifade edildi.

‘Kadınlara yönelik şiddet ve saldırılar çok ciddi boyutlara ulaşmıştır’

Toplumun iş, aş ve gelecek kaygısı hiç olmadığı kadar yüksek olduğuna işaret edilen deklarasyonda, “Ne yazık ki, işsizlik ve yoksulluk artmakta, ekonomik dengeler bozulmakta, demokratik tüm değerler aşınmakta ve yok olmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet ve saldırılar çok ciddi boyutlara ulaşmıştır.” denildi.

‘Türkiye belirsiz bir geleceğe sürükleniyor’

Libya’da, Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de, Ege’de yürütülen “savaş ve gerginlik politikaları gerilim ve çatışma stratejisinin” Türkiye’yi belirsiz bir geleceğe sürüklediğine vurgu yapılan deklarasyonda, “Bu politikaların, topluma ve ülkeye, hatta iktidar sahiplerine kazandıracağı bir şey yoktur.” denildi.

‘Gerçek anlamda barış politikalarının denenmemesi büyük bir hatadır’

Şimdiye kadar gerçek anlamda barış politikalarının denenmemesinin büyük bir hata olduğuna vurgu yapılan deklarasyonda, şöyle denildi:

“Hatırlatmak isteriz ki Türkiye dünya genelinde silahlanmaya en çok kaynak ayıran ülkeler arasında hızla yükselmektedir. Oysa savaşa, saraylara ve şatafata ayrılan bütçe; işçiye, emekçiye, sağlığa, eğitime, sosyal güvenliğe ayrılsa toplumun bu ağır kriz yükü büyük oranda hafifler. Türkiye halklarına bu vesileyle bir kez daha soruyoruz: Yaklaşık yüz yıl önce temelleri atılan Cumhuriyet, böylesine uygun iklim ve zengin topraklar üzerinde kurulurken, fakirliğin, işsizliğin, dışa bağımlı ekonominin girdabından kurtulmak mümkün değil midir? Bizim cevabımız açıktır: Elbette mümkündür! Ancak bunun için kutuplaşmaya değil kucaklaşmaya, kavgaya değil barışmaya, gerginliğe değil uzlaşmaya ve diplomasiye, savaşa ve çatışmaya değil barışa, diyalog ve müzakere yoluyla sorunları sulh içinde çözmeye ihtiyacımız var.”

‘Türkiye barış politikalarına hasret’

Suya hasret topraklar misali Türkiye’nin barış politikalarına hasret olduğuna işaret edilen deklarasyonda, “Halk siyasal aktörlerden barışı, demokrasiyi, özgürlükleri, toplumsal adaleti inşa etmelerini beklemektedir.” denildi.

‘Toplum Meclis’ten büyük barış müjdesini duymak istiyor’

Halkların oylarıyla oluşmuş Meclis’in iradesini, enerjisini toplumsal barışa yöneltmesinin en büyük arzuları olduğunun belirtildiği deklarasyonda, “Oysa bugün iktidar eliyle Meclis adeta devre dışı bırakılmış durumdadır. Ama biz biliyoruz ki, toplum da iradesini teslim ettiği Meclis’ten büyük barış müjdesini duymak istiyor. Ferasetiyle, kadim kültürleri ve derin sağduyusuyla her türden ayrıştırma, kışkırtma oyunlarına yıllardır gelmeyen 83 milyon yurttaşımız, Kürt sorununda ülke tarihinin en büyük barışını sağlayabilir.” diye ifade edildi. 

Siyasi partilere çağrı: Barışı birlikte kuralım

Derdi ülkenin geleceği ve demokrasisi, adalet, özgürlük, hukuk, iş ve aş olan tüm siyasi partilere çağrı yapılan deklarasyonda, şöyle denildi:

“Mevcut hal, hal değildir, dar parti ve siyasi çıkar hesapları belki gündelik kazançlar sağlayabilir; ancak belirtmek isteriz ki bu yolla ülkenin ve toplumun uçuruma sürüklenme sürecini durdurmak mümkün olmaz. Tarihsel tecrübeler göstermiştir ki krizler aynı zamanda yeni başlangıç imkanları demektir. Gelin birlikte siyasal hırs, kibir, parti öncelikleri ve kısır çekişmelerin çok üstünde bir evrensel değer olan ‘barış’ı birlikte kuralım, birlikte inşa edelim.”

‘Sorun diğer ülkelerin başkentinde değil Ankara’da çözülmelidir’

Kürt meselesinin bugün ulaştığı düzeyin, bütün varlığıyla çözümü dayattığına vurgu yapılan deklarasyonda, “Bu ülkenin demokratik ve ortak geleceğini düşünen hiç kimse bu gerçeğe gözlerini yumamaz, yummamalıdır. Gelişmelerin de gösterdiği gibi sorun artık ülke sınırlarını aşmış, bölgesel ve küresel bir boyut kazanmıştır. Çözümsüzlük sürdükçe, çatışma dinamiği diri kaldıkça Türkiye siyasal ve ekonomik açıdan küresel güçlere bağımlı ve muhtaç olmaya devam edecektir. Halbuki bu sorun esas olarak bizim sorunumuzdur ve bu ülkede, bu topraklarda çözülmek durumundadır. O nedenle diyoruz ki, sorun diğer ülkelerin başkentlerinde değil Ankara’da çözülmelidir.” diye kaydedildi. 

O nedenle TBMM’den bir kez daha çözüm isteyen bütün güçlere seslenilen deklarasyonda, “Hepimizin bu konuda sorumlulukları var. Kimse çözümden kaçamaz. Bıçağın kemiğe dayandığı bir dönemden geçiyoruz. Demokratik çözüm ve barış kendini tüm yakıcılığıyla dayatmaktadır.” denildi.

‘Dolmabahçe Mutabakatı süreci değerini korumaktadır’ 

Her ne kadar bugün yok sayılsa da, karşılıklı binbir emekle olgunlaştırılan Dolmabahçe Mutabakatı sürecinin, Kürt meselesinin çözüm ruhu ve felsefesi bağlamında değerini hala koruduğuna vurgu yapılan deklarasyonun devamında şöyle denildi:

“İmralı’da yapılan son avukat görüşmelerinden birinde ‘İmkân verilirse bir haftada silahları sustururum’ diyen ve halkların ortak-eşit geleceğini gerçekleştirmek için katkısının olacağına inandığımız Sayın Öcalan’ın hala tecrit altında tutulması barışın önünde ciddi bir engel olarak durmaya devam ediyor. Tecrit politikalarının sona erdirilmesi, toplumun nefes alması, barış umudunun büyütülmesi ve çözüm şansının somutluk kazanması için elzemdir.”

‘Siyasal ve toplumsal muhalefete yaşamsal sorumluluklar düşmektedir’

Siyasal ve toplumsal muhalefete sorunun çözümü konusunda yaşamsal sorumluluklar düştüğüne vurgu yapılan deklarasyonda, “Çünkü Kürt meselesi sadece iktidarın ve devletin insafına bırakılmayacak kadar hayati bir meseledir.” denildi. Meclis içindeki ve dışındaki muhalefet partilerinin son dönemde çözüme dönük yaptıkları açıklamaları önemsedikleri ve değerli bulduklarının belirtildiği deklarasyonda, şunlar ifade edildi:

“Şüphesiz ki, Kürt sorununun çözümü için söz kurmak, irade beyan etmek önemlidir. Meselenin dar siyaset malzemesi yapılamayacak kadar hayati önemde olduğunu yeniden hatırlatıyor ve ilgililerine bu konuda bir çağrı yapıyoruz: Kürt halkının demokratik özlemleriyle oynanmamalı, toplumun çözüm ve barış talepleri küçük hesaplara ve çıkarlara kurban edilmemelidir. Demokratik çözüm konusunda rol üstlenmek isteyen herkes öncelikle meselenin ciddiyetine uygun bir tavır takınmalı, somut öneriler sunmalıdır. Muhalefet partileri Kürt halkının hak ve özgürlük taleplerini, bir ayrışma özlemi olarak değil Türkiye’nin demokratikleşmesinin, ortak ve eşit bir yaşam amacının bir parçası olarak görmelidir.”

‘Çaresiz olunduğu duygusunu geride bırakın’

Aynı şekilde, farklı toplumsal güçlere de yükümlülükler ve sorumluluklar düştüğünün ifade edildiği deklarasyonda, “Bu çerçevede emek ve meslek örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, her alanda faaliyet yürüten demokratik kuruluşlara ve toplumun vicdanı olan aydınlara ve kanaat önderlerine çağrı yapıyoruz: Savaş ve çatışma politikalarına karşı çaresiz olunduğu duygusunu geride bırakın. Barış için çalışmaları ilerletin. Bir araya gelin. Gücünüz var, imkanlarınız var. Barışın yolunu açmak için karar, inanç ve cesaret lazım. Bunlar da sizde var.” denildi.

Aydınlar, akademisyenler ve sanatçılara daha fazla çaba göstermeleri çağrısı

 Türkiye’nin acil bir “Büyük Barış Hareketi”ne ihtiyacı olduğuna dikkat çekilen deklarasyonda, “Bu amaç uğruna fedakârlık yapacak olan tüm aydınlar, akademisyenler ve sanatçıların her zamankinden daha fazla çaba göstermeye, taraflarla temas kurmaya ve özgürce tartışmaya davet ediyoruz.” denildi.

‘Barış isteyen herkesle çalışmaya hazırız’

Kürt sorununun sadece Kürtlerin ve HDP’nin sorunu olarak görülemeyeceğine işaret edilen deklarasyonda, “HDP olarak bizim rolümüz diyalog ve müzakeredir. Demokratik çözüm ve barış isteyen herkesle çalışmaya hazırız. Çözüm konusunda atılacak mütevazı adımlar bile, ülkeyi bu darboğazdan çıkararak demokratik Türkiye zeminini güçlendiren yolu açmaya katkı sunacaktır.” diye kaydedildi.

‘Daha fazla insan kaybetmeden diyalog ve müzakere zemini kurulmalı’

Ülke topraklarının kana, gözyaşına ve acıya fazlasıyla doyduğuna vurgu yapılan deklarasyonda, “Daha fazla insan, zaman, enerji ve kaynak kaybetmeden ‘diyalog ve müzakere zemini’ kurulmalı, çatışma ve savaş artık sona ermelidir. 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle tarafların bu çağrımıza kulak kabartmasını ve ses vermesini temenni ediyoruz.” denildi.