Hemşince’de şelaleye ‘Çaxçaxan’ deniyor…

YOK OLMA RİSKİYLE YÜZ YÜZE OLAN DİL ve KÜLTÜRLER (4)

Adnan Genç

Başlık nasıl ama? Şelale yukarılardan şakırdayarak akıyor ve aşağıdaki suya veya taşa vurarak dereye kavuşuyor, yaa… Ses aynı değil mi? X harfini okurken de Ğ ve H harflerinin okunması kıvamlı bir biçimde birleştirerek, söyleniyor.

Artvin’in Murgul ilçesine bağlı Başköy’de, kayanın içinden akan su ile oluşan Delikli Kaya Şelalesi. (Fotoğraf: Muhammet Kaçar – DepoPhotos)

Yok olmakta olan kültürler ve diller konusunda; ilgili dostlarımızın neredeyse, birer ‘misyoner’ gibi yoğun ve sürekli çalıştıklarını biliyoruz. Bu kültür ve diller arasında neredeyse, en şanslılardan biri de Hemşin kültürü ve dili. Çünkü 30 yılı bulan ciddi bir çalışma ortamından ve bunun gönüllü bireylerinden biriyle konuşacağız. Akademisyen ve Hemşin araştırmacısı Cemil Aksu’nun bir yazısından yararlanacağız. Ayrıca eğitimci Mahir Özkan dostumuza; yaşanılan sürecin sorunlarını, çözüm yollarını ve yaptıklarına ilişkin gelişmeleri soracağız… Umarım bu çalışmayı yok olmaya yüz tutmuş, bütün kültür ve dil için mücadele verenler, örnek alır…

Hemşinliler’in tarihi ve talihi açısından bulundukları coğrafya hep önemli ve değerli olmuştur. 14. yüzyıl sosyolog ve iktisatçılarından ‘Mukaddime’ adlı büyük eserin de yazarı, düşünür İbn-i Haldun’un ‘Zamanları Aşan Bir Saptaması’ vardır: Coğrafya Kaderdir. Bu laf ile kastedilen, bulunulan yerin coğrafi koşullarının, üzerindeki insanların yaşamına, yaşamının her noktasına etki etmesi anlatılır. Gene bu söz ile kastedilen konular genel olarak politik coğrafyanın alanına girer. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri açısından ele alındığında, hangi iklim kuşağında olduğunuz, yörenizde hangi doğal kaynaklara sahip olduğunuz veya olmadığınız, denize ve üzerinde taşımacılık yapılabilen akarsulara ne kadar yakın olduğunuz, ticari yollara yakınlığınız, yörenizde hangi hayvan çeşitlerinin bulunduğu, hangi başka kültürler ile etkileşimde olduğunuz, komşularınızın kimler olduğu, dağlar veya başka yer şekilleri ile ne kadar korunaklı bir yerde yaşadığınız gibi pek çok değişkeni (parametreyi) kapsar.

“Bu konuda pek çok araştırma bulunmaktadır ama muhtemelen en popüler olmuş olanı, Jared Diamond‘un ‘Guns, Germs and Steel’ adlı, içinde çok zihin açıcı örneklerin anlatıldığı kitabı ile Türkiye kökenli bir Ermeni olan iktisatçı, ‘Daron Acemoğlu‘nun, ‘Why Nations Fail’ adlı kitabı da benzer bir konudadır. Hemşinlilerin açık ve gizli tarihleri de tam da bu tanım bağlamına oturmaktadır. Türkiyeli Hemşinliler’in yüzlerce yıl ‘kendi istekleriyle’ Müslüman ve Türk kimliği almalarını karşın; 18. Yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun uyguladığı tehcir politikaları sonucu oluşan soykırım günlerinde tamamen, tarihi kimliklerini geride bırakmışlardır. Bu bağlamda, elbette ki tarihi kökenlerden kopmak iradi bir kararlılık olmasa da dini kökenlerini tamamen geride bırakmışlardır. Coğrafya kaderdir… Doğu toplumları kader kavramını önemser… Bilgisi ve katılımı kapsamında olsun ya da olmasın, siyasal kimi oluşumların güdümündeki gelişmeleri (özgün bir fikri olsa bile) genel kabul görmesi nedeniyle süreç içinde benimser.

Uluslararası diyasporada yaşayan Hemşinliler’in üzerinde de daima sahici kalıcı etkili bir baskı rejimi uygulanagelmiştir. Bu nedenle SSCB zamanında Stalin tarafından Sovyet coğrafyasının dört bir yanına sürülmüşlerdir. Bugün Rusya’da; Moskova, Krasnodar ve Sochi’de; Kırım’da; Abhazya’da, Kırgızistan’da, Kazakistan’da, Ermenistan’da Hemşinliler, yerleşik olarak yaşamaktadır ve Hemşinli olmalarının bilinciyle aidiyet duygularının kökenlerini araştırmaya ve geliştirmeye çalışmaktadırlar…  Coğrafya kaderdir…”

Cemil Aksu’dan tarih, dil ve coğrafya üzerine…

Elbette ki uygarlık anlayışımız genel belirleyiciliği altında; kültürlerine sahip çıkmaya çalışan Hemşinliler, tarih içindeki varlıklarını sorgulamaya da başlamışlardır. Hemşinli sosyolog ve siyaset bilimci Cemil Aksu’nun 4 Aralık 2016 tarihli (www.pinha.net) yazısından, önerme ve saptamalarımızı destekleyen kimi alıntılar yapalım:

“Hemşinliler ve Hemşinlilik son yıllarda daha belirgin bir sosyal ve siyasal ilginin odağı haline geliyor. Hemşinliler üzerine yapılan tartışmalar ve yayınlardaki artış bunun bir göstergesi. Hemşin Gizemi,* bütün bu tartışma ve yayınlara rağmen hâlâ giderilmiş görünmemektedir. Hemşinliler kimdir?  Rize’nin Hemşin ve Çamlıhemşin’inde yaşayanlara, oralı olanlara verilen bir ad mı? Yoksa farklı bir etnik kimlik midir; -sonradan Müslüman olmuş – Hemşinli Ermeniler mi? Ermenicenin bir diyalekti kabul edilen Hemşinceyi konuşanları mı ifade ediyor? Yoksa hepsi birden mi?

Kökenleri Türk mü yoksa Ermeni mi? Türk iseler neden Ermenicenin bir diyalektini konuşuyorlar; Ermeni iseler neden Hemşinli adını kullanıyorlar? Hopa Hemşinlileri ile Rize Hemşinlileri arasında ne gibi bir bağ/fark var? Hemşinliler neden ve ne zaman, nereden geldiler ve nerelere gittiler? Bu sorulara şimdiye kadar net cevaplar verilememiş olmasının sebep olduğu muğlâklık, spekülâsyona uygun bir ortam yaratıyor. Bu kısa çalışma, Hemşinlilere dair yapılan araştırma ve tartışmalar için konunun sınırlarının ve ilgili sorunların ortaya konulması açısından bir girizgâh olarak değerlendirilmelidir.

Günümüzde Doğu Karadeniz’in Artvin, Rize, Trabzon illerinin birçok ilçesinde; ayrıca Erzurum, İzmit, Kocaeli gibi illerde kendilerine Hemşinli diyenlerin oluşturduğu yerleşimler mevcuttur. Genelde, Türkiye’deki Hemşinliler coğrafi olarak Doğu Hemşin ve Batı Hemşin şeklinde iki ana parçaya bölündüğü varsayılmaktadır. Doğu Hemşin Artvin’in Hopa ve Borçka ilçesindeki Hemşin köylerinden oluşmaktadır. Batı Hemşin’in genellikle Rize İli Çamlıhemşin, Hemşin, Pazar, İkizdere, Çayeli ve Fındıklı ilçelerindeki Hemşin köylerini içerdiği düşünülür. Bu coğrafi bölümlenmenin aynı zamanda dil itibariyle kültürel bir ayrımı da ifade ettiği iddia edilmektedir (1). Batı Hemşin’de Türkçe ağızlar konuşulmasına karşılık Doğu Hemşinlilerin iki dilli olduğu ve “Homşetsma – Hemşince” denilen bir Batı Ermenice ağzını da konuştuğu kabul edilmektedir (2).

Türkiye dışında, Kırgızistan, Kazakistan, Kırım, Abhazya ve Rusya’da yaşayan Hemşinli gruplar da mevcuttur. Bu Hemşinliler de kendi aralarında iki gruba ayrılmaktadır. Kırgızistan ve Kazakistan’da yaşayan Hemşinliler, Birinci Dünya Savaşı sonunda Sovyetler Birliği ve Türkiye arasındaki resmi sınırın belirlenmesiyle Batum ve havalisinde kalan, İkinci Dünya Savaşı öncesinde de buralara sürgün edilen anadili Homşetsma olan Müslüman Hemşinlilerdir. Abhazya’da yaşayan Hemşinliler ise, kimi hukuk mücadelesi sonucunda kimi de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kırgızistan ve Kazakistan’dan bu bölgeye göç edenlerdir. Bu gruptakilerin Hopa Hemşinlileri ile canlı akrabalık bağları olduğu gözlenmektedir. Rusya’da (Krosnodar ve Moskova) yaşayan, Osmanlı döneminde Hemşin’den ayrılmak zorunda kalmış ve 1915′e dek Samsun, Ordu, Trabzon ve Giresun’a göçerek o bölgelerde yaşamış, 1915 Ermeni kırımından kaçarak bu bölgeye yerleşmiş Hemşinliler, anadili Homşestmayı / Hemşinceyi konuşmakta olan Ermeni Apostolik Kilisesi’ne bağlı Hristiyan bir gruptur (3).

Hemşinlilik: Dil, Köken Sorunu ve ‘Unutulanlar’

Bu kısa sınıflandırmadan da anlaşılacağı gibi, Hemşinlileri tek yönlü (sadece etnik, sadece kültürel ya da sadece bölgesel olarak) kimliklendirmek oldukça zor görünmektedir. Rusya’da yaşayan Hristiyan Hemşinliler kendilerini Hemşinli Ermeniler olarak kabul etmektedirler. Oysa diğer Hemşinli gruplar bu netlikte kendilerini tanımlayamamaktadırlar. Hemşinlilik kimliğinin tanımlanmasında karşılaşılan en önemli güçlük dil ile ilgilidir. Dil bir kimliği tanımlamak için önemli bir araçtır. Çünkü bir dilin mevcudiyeti, etnik kimlik tanımlamasında kullanılan diğer araçlar olan, ortak tarih, yurt birliğinin vb. olmasını gerektirir (4). Günümüzde Batı Hemşinliler dışındaki Hemşinliler günlük yaşamlarında Homşetsma / Hemşince konuşmaktadırlar. Hemşince’nin Ermenicenin bir diyalekti olduğu bu alanda çalışmış dilbilimcilerce kabul görmüş bir anlayıştır (5).  Batı Hemşinlilerinin ise yer – yöre, kap – kacak, bitki vb. adları dışında bildikleri çok az Hemşince kelime var. Bazı araştırmacılar,(6) Batı Hemşin’deki Türkçe ağızlarda Hemşinceden geçen alıntı sözcükler bulunmakla birlikte, bunun bölgede yaşamış olan Ermenilerden kalma olduğunu ve Hemşincenin Batı Hemşinliler tarafından asla anadil olarak konuşulmadığını iddia etmektedir. Diğer yanda, kimi araştırmacılar da,(7) Hemşincenin Batı Hemşin’de anadil olarak konuşulmuş olduğunu ancak bugün tamamen unutulmuş olduğunu iddia etmektedir. Hopa Hemşinlilerinin Hemşinceyi yaşatmayı başarmalarına karşın, Rize Hemşinlilerinin ‘Unutmuş’ olmaları açıklanması gereken önemli bir sorundur.

(8). Diğer taraftan, her iki durumda da, en başta cevaplanması gereken ama en sona bırakılan, pek sorulmayan soru şudur: Hemşin’de yaşayan Ermenilere ne oldu? Bu soru cevaplanmadan Hemşinlilik kimliği tartışmalarına girişildiği için de sorun alan-dışı kaygılar ve korkularla tartışılmaya devam edilmektedir.

‘Batı Hemşinlileri’ ya da ‘Rize Hemşinlileri’ tanımlaması da sorunludur, dolayısıyla açıklanması gerekir. ‘Rize Hemşinlileri’, Cumhuriyet’le beraber iki ilçeye bölünen Hemşin bölgesinde yaşayan ve oralı olan herkesi kapsayan bir tanımlamadır. Eğer dil üzerinden bir Hemşinlilik kimliği tanımlayacaksak, ‘Batı ya da Rizeli Hemşinliler’in bir kısmının Hemşinceyi sadece ‘Unuttukları’ değil hiçbir zaman öğrenmedikleri de doğrudur. Çünkü tarihten biliyoruz ki, Osmanlı egemenliği altında bu yöreye birçok Müslüman aile yerleştirilmiştir. Osmanlı’nın gerileme döneminde hız kazanan Müslümanlaştırma ve sonrasında Ermeni Soykırımı sürecinde Ermenilerden boşalan yerlere göçmenlerin iskân politikası kapsamında birçok aile yerleştirilmiştir. Ayrıca daha önceden ve şimdi burada Lazlar ve diğer yerli ve Kafkas göçmeni halklara mensup ailelerin yaşadığı bilinmektedir (9).

Dolayısıyla, ne dil ne de yerlilik açısından kendine Hemşinliyim diyenleri kapsayacak bir Hemşinli kimliği tanımlaması yapılması güç görünmektedir. Din, dil, tarih ve diğer kültürel öğeler bakımından birçok farklılık biraradadır. Bir etnik kimlik olarak Hemşinlilik, ‘Batı ya da Rize Hemşinlileri’nin hepsini kapsamaktadır. Lazca konuşan/bilen Lazlar dışındaki Hemşinliler (yani Çamlıhemşin ve Hemşin ve diğer ilçelerde yaşayanlar, oralılar) için kimin etnik kimlik olarak Hemşinli olup olmadığını ortaya koymak, ancak Osmanlı döneminde buralara yapılan iskânlarla ilgili belgelere bakarak ailelerin soyağaçlarının çıkarılmasını gerektirmektedir. Rusya’daki Hemşinliler için Hemşinlilik zaten oralı olma /oradan gelme anlamına gelmektedir ve etnik köken tartışmasının dışındadırlar; kendilerini Ermeni olarak kabul etmekteler ve Ermeni Apostolik Kilisesi’ne bağlılar.

Gordion Düğümü: Hopa Hemşinlileri 

Hemşinli kimliği tartışmasında kilit halka Hopa Hemşinlilerinin durumudur. Çünkü sadece Hopa Hemşinlileri Hemşinceyi yani Ermeniceyi konuşmaktalar. Buna karşılık Hopa’ya nereden (Çamlıhemşin?), ne zaman ve niye geldiklerine dair henüz gün yüzüne çıkmış bir bilgi yoktur. Hopa Hemşinlileri, farklı dil, gelenek – görenekleriyle açıkça bir etnik grup görünümü vermelerine rağmen, Rize Hemşinlileri kadar araştırma konusu edilmemiştir. Hopa Hemşinlilerine dair saha araştırmalarına yer veren BirYaşam (10) dergisinin bu açıdan önemli bir adım olduğuna dikkat çekmek gerekir. BirYaşam dergisinde yayınlanan folklorik derlemeler ve yazılar, söyleşiler Hopa Hemşinlilerine dair önemli bilgiler sunmaktadır bize.

Hopa Hemşinlilerinin ne zaman, hangi nedenlerden ötürü ve hangi yolla buralara geldiğine dair yazılı bir kaynak yoktur. Konu ile ilgili sözlü tarih çalışmaları çok yeni olduğundan, yerleşim konusunda çok fazla geriye gidilememektedir. Hopa köylerinde yaptığımız araştırmada, birçok ailenin üçüncü-dördüncü kuşak atalarına dair bilgilere erişilememiştir (Hopa’nın en büyük Hemşinli köyü olan Başoba’da Osmanlı dönemine ait beş adet mezar tespit edilmiştir). Bölgeyi 1640 yılında dolaşmış olan Evliya Çelebi, buradaki halkın tamamının Laz ve bir kısmının da Rum olduğunu belirtmiştir (11) . Araştırmacı Fahrettin Kırzıoğlu, Yavuz Sultan Selim dönemine ait 1516 tarihli ‘Trabzon Mufassal Tapu Tahrir Defteri’ne dayanarak, bu tarihlerde Hopa’nın Arhavi’ye bağlı bir nahiye olduğunu, buralarda yaşayan 23 Hristiyan ‘ra’iyyet’in’, ‘Martolos’ (12) kaydedildiğini belirtmektedir (13). Kızıoğlu, ’Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir Defteri’ne dayanarak, ‘Nahiye-i Laz’ hakkında ‘Arkhave’, ‘Viçe’, ‘Khopa’, ‘Makriyalu’, ‘Misopotamya’, ‘Yakovid’ dahil 35 köyden oluştuğunu ileri sürmektedir (14) . Zeki Koday’ın çalışmasında Başoba (bugün Hopa’daki en büyük Hemşinli köyü) olduğunu belirttiği ‘Vilayeti Bagobit’ hakkında ise Kırzıoğlu aynı belgeye dayanarak şunları aktarıyor: ”Vilayet-i Bagobit ki (Başoba Köyü-Zeki Koday) haric-i ez-defterdir. Hopa ile şimdiki sınıra yakın Kemalpaşa (Makri-Yalu) arasındadır; hepsi beşi bulan köylerin (Başköy, Esenkıyı, Yoldere, Çavuşlu, Koyuncular – Zeki Koday) geliri yerli Hristiyan ‘Martoloslar’a bırakılmıştır”(15). Kırzıoğlu, yukarıda adı geçen belgeye dayanarak 1966 yılında Türk Folkloru Araştırmaları dergisinde yayınlanan yazısında ‘Vilayet-i Bagobit’in köylerini şöyle aktarmaktadır: ”1) Bagobit, halkı Hristiyan; Martolos tımarı. 2) Lukhabe, Martolos tımarı. 3) Erçid, Martolos tımarı. 4) Şokh-Khibe, Martolos tımarı. 5)Âbıs-Çine, Martolos tımarı. 6) Bakho.”(16)

Artvin’in Arhavi ilçesinde 18’inci yüzyılda Osmanlı döneminde yapılan Çifte Köprüler. Arhavi’nin Ortacalar Köyü’ne 2,5 km kala, Küçükköy ve Arılı yol ayrımında birbirine dik olacak şekilde planlanan iki köprü de birbirine benzemekte ve tek gözden oluşmakta. Kireç ve yumurta akı ile örülen moloz ve kesme taşlardan oluşan köprülerin ikisinin toplam uzunluğu 80 metreyi bulmakta. (Fotoğraf: Şafak Hacaloğlu – DepoPhotos)

Zeki Koday, 1486′da Kemalpaşa’nın 47 hane Hristiyan’dan oluştuğunu ve Yagobit nahiyesi olarak adlandırılan (Başoba – Hopa) merkezde 68 hanenin bulunduğu ayrıca bu merkezin 1515 yıllarında daha yeni kurulduğunu aktarmaktadır. Aynı defterde 1520 yılında Yagobit (Başoba) ve İskele (Hopa)’nin nahiye merkezleri olduğu, Yagobit’in bir merkez ve altı köyden, İskele’nin (Hopa) ise bir merkez ve sekiz köyden oluştuğu belirtilmiştir (17).

Yukarıdaki bilgilerden 1515 yılında yeni kurulan bir köy olan Başoba’da yaşayanların Lazlar ve Rumlar olduğu anlaşılmaktadır. Sözlü tarih çalışmaları da Başoba’daki arazilerin Lazlardan Hemşinlilere geçtiği bilgisini desteklemektedir. Bugün hâlâ Hemşinlilerin yaşadığı köylerdeki bazı yerlerin Laz sahiplerinin isimleri bilinmektedir. Bazı Hemşin köylerinin isimleri de Lazcadır (Yoldere’nin eski adı Jürpici’dir ve ‘iki kardeş’ demektir). Yine de Hemşinlilerin Hopa’ya göçlerinin ne zaman başladığına dair kesin bilgilere ulaşmış sayılamayız. Hemşinliler üzerine yapılan tarih çalışmaları da Hemşin’den Müslümanlaştırma sürecindeki göçlerin batıya doğru olduğu bilgisine yer verilmektedir.

Hemşinlilerin on beşinci yüzyıldan itibaren, Trabzon’dan başlayarak tüm Doğu Karadeniz’in Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmesiyle İslam’ın etkisine girdiği düşünülebilir. Fakat sürece dair yeterli bilgi mevcut değildir. Genel kanı Müslümanlaşma sürecinin on sekizinci yüzyılın ortalarında tamamlandığı, Hristiyan kalmayı tercih edenlerin ise başta Trabzon olmak üzere diğer Karadeniz kentlerine dağılmış oldukları yönündedir (18). Hemşinlilerin Müslümanlaş(tırıl)ma sürecine dair önemli bir belge yakın zamanlarda Sergey Vardanyan tarafından yayınlanmıştır (19). Venedik Mkhitar Manastırı üyesi Poğos vardapet Meheryan, hayatını anlattığı kitapta 1776 yılında Hemşin’deki Khevak köyüne gidişini ve köyde yaşadıklarını aktarmaktadır: ”[…] yanıma Ter Petros’u, Ter Avetis’i ve Hemşinli Ter Serobe’yi alıp Hamamşen’deki Khevak köyüne gittik […] Köye girince köydeki Türkleşmiş erkekler ve kadınlar sağdan – soldan elimi öpüyorlardı. Serobe’nin evinde kaldık. Varlıklı amcaları vardı. İlkin evde masa kurduk ve […] ayin yaptık. Ayini görmeye Türkleşmiş olanlar da geliyorlardı. Onlara, ’Burada kilise var mı?’ diye sordum. ’Evet var, ama yıkık’ dediler. Kiliseyi tamir etmenin kolay olduğunu görünce hemen tamir ettim […] ve üç papazla ayin düzenledik. Gel gör ki ayin zarfında dinlerini değiştirenler kiliseyi doldurdular” ( 20).

Hristiyan geçmişten günümüze pek bir şey kalmamış gibidir. ”Kara gemi ön gider/ön gider de yan gider/Hemşin’in gelinleri/İslam’a kurban gider” (21) gibi birkaç masal, mani, kilise ve manastır kalıntıları… Hemşin’deki manastır ve kiliselerde yazılan Ermeni alfabesiyle Hemşince metinlerin Kudüs’teki Ermeni Patrikhanesi’nde olduğu belirtilmiştir (22). Rize Hemşinlileri eski bir Hristiyanlık geleneği olan Vartavor’u bir yayla şenliği olarak hâlâ devam ettirmelerine karşılık Hopa Hemşinlilerinde Hristiyanlık dönemine ait neredeyse hiçbir iz yoktur. Bugünkü Hopa Hemşin köylerinin bazılarında ‘Kilise’ olarak adlandırılan yer isimleri bulunmakla birlikte bunların Hemşinlilerden önceye ait olması ihtimali yüksektir. Dolayısıyla Hopa Hemşinlilerinin bu bölgeye Müslümanlaşma sürecinden sonra geldikleri ileri sürülebilir.

Bugün Hopa ve Kemalpaşa’da birçok Hemşin köyü vardır. Başoba/Ğigoba, Yoldere/Jürpici, Çavuşlu/Çavuşin, Koyuncular/Zaluna, Eşmakaya/Ardala, Güneşli/Tzağista, Balıklı/Zendit, Hendek/Garç, Pınarlı/Ançuroğ, Kaya Köyü/Ğalvaşi, Çamurlu/Çançağan, Şana, Üçkardeş, Köprücü, Osmaniye, Karaosmaniye/Ğetselan, Akdere/Çölüket, Kazimiye/Veyi Sarp. Hemşin köylerinin genelinde kardeş aileler/sülaleler yaşamakla birlikte Başoba, Ardala ve Hendek köylerinin birbirinden bağımsız ailelerden oluştuğu, dolayısıyla yerleşim süreçlerinin de farklı zamanlarda olduğu sanılmaktadır. Sadece Üçkardeş ve Köprücü’de Hemşinliler Lazlar ve Rizelilerle beraber yaşamaktadırlar. Akrabalık ilişkileri üzerine yaptığımız araştırmalardan Kemalpaşa’daki Hemşinlilerin Hopa’dan giderek oraya yerleştikleri anlaşılmaktadır. Yani Hemşinliler ilkin Hopa’nın köylerine yerleştikten belli bir süre sonra Kemalpaşa’ya yerleşmeye başlamışlardır. Bu yerleşimlerin, tarıma ve hayvancılığa daha elverişli olan Kemalpaşa’daki arazilerde tarım işçiliği ya da yarıcılık yapan Hemşinlilerin sonraları işledikleri arazileri sahiplerinden satın alarak başladığı anlaşılmaktadır. Kemalpaşa köylerindeki sülalelerin bir kısmı Hopa’dadır ve bunlar ‘ana ocaklarının’ Hopa’daki köyler olduğunu söylemektedirler.”

Bu geniş alıntı sonrasında, Mahir Özkan dostumuzdan da bilgiler alalım. Yıllardır dil üzerine çalışan bir eğitimcidir, kendisi. Sizi yıllardır, hatta ömrünüzün tamamında Hemşince’ye ve Hemşin kültürünün gelişimi ve tanımına verdiğinizi biliyorum. Acaba neler yaptınız?

Şu anda yasal mevzuat çerçevesinde anadili öğretimi birkaç farklı şekilde yapılabiliyor. Birincisi devlet okullarında seçmeli ders olarak anadili öğretimi. Bunun için belli sayıda çocuğun seçmeli anadili dersini seçmiş olması gerekiyor. Ancak bu elbette yeterli değil. Söz konusu dili bilen ve kamuda istihdam edilen bir öğretmen bulunması gerekiyor. Bu öğretmenin dil konusunda yetkin olduğunu ortaya koyması bekleniyor. Elbette bu da yeterli değil. Milli Eğitim onaylı bir ders kitabının da hazırlanmış olması gerekiyor. Bütün bu süreçleri hazırladığınızda da derslerin seçilmesi için velilerin ikna edilmesi ve okul idarelerinin çıkardığı güçlükleri aşmak gerekiyor. Yani yasal hak olarak bir kazanım olan anadili öğretiminin uygulamada çok sonuç verdiğini söylemek mümkün değil.

Hemşincenin seçmeli ders olarak okutulması için Huriye Şahin arkadaşımız Ankara’daki bir derneğimiz aracılığı ile bir başvuru yaptı. Ben de konuyla ilgili yetkililerle görüştüm Huriye’nin başvurusu üzerine. Bize geri döneceklerini ve bilgi vereceklerini söylediler ancak bir daha geri dönüş olmadı. Bu hakkı elbette kullanmak istiyoruz. Ders kitaplarını hazırlamak istiyoruz. Ancak çok fazla bir beklentimiz de yok açıkçası.

İkinci olarak belediyeler anadili kursları açabiliyorlar. Bu kursların açılması nispeten daha kolay elbette. Aslında çok kolay. Yalnızca bu yönde bir irade ortaya koymak yeterli. Bugüne kadar tek bir istisna dışında Hemşinlilerin yaşadığı bölgelerdeki belediyelerin böyle bir irade ortaya koyduğunu göremedik maalesef. Bu istisna Viçe (Fındıklı) Belediyesi. Başarılı belediyeciliğini dil hakları konusundaki duyarlılığıyla bambaşka bir düzeye taşıyor ve örnek teşkil ediyor. Viçe (Fındıklı) belediyesi bünyesinde Harun Aksu arkadaşımızın öğretici olduğu Hemşince kurs bu alandaki tek çalışma bugün. Buradan açıkça seslenmek istiyorum. Başta Xopa (Hopa), Makriyal (Kemalpaşa), Borçxa (Borçka), İstanbul Kadıköy, İstanbul BB başta olmak üzere dil bilen bilmeyen Hemşinlilerin yaşadığı her yerde belediyeler Hemşince dil kursları açmalıdır. Ayrıca çocukların iki dilli eğitim görecekleri okul öncesi kurumlar açmalıdırlar.

Üçüncü olarak Halk Eğitim Merkezlerinde anadili kursları açılabilmektedir. Bugüne kadar Hemşince ile ilgili açılmış böyle bir kurs olmadı bilgim dahilinde.

Son olarak demokratik kitle örgütlerinin faaliyetleri kapsamında dil kursları düzenlenebiliyor. Ben de HADİG bünyesinde 2013 yılından bu yana neredeyse her yıl belli dönemlerde Hemşince dil kursu açtım. Bu kurslar için hazırladığım ve kurslarda daha da gelişen bir Kendi kendine Hemşince öğrenme kitabı hazırladım. Bu kitap umarım yıl içinde yayınlanacak. Son zamanlarda dersleri sanal ortama taşımaya gayret ediyoruz. Hemşin kültürünü, dili ve tarihini araştırma ve yaşatma amaçlı derneğimiz, HADİG ‘Youtube’ sayfasından ilk dört dersimizi yayınladık. Yenileri de yolda. Derslere yardımcı olabilecek kitap okuma videoları gibi başka materyallerle de sosyal medya alanını zenginleştirmeye çalışıyoruz.

Mahir Özkan’dan bir masal videosu…

Müzisyen Hikmet Akçiçek’le sürdürelim…

Benim Hemşin dili ve kültürü üzerine yoğunlaşmam Hemşin dil ve kültürünün giderek yok olmasından duyduğum kaygıdan kaynaklanıyor.

HADİG’in yarattığı atmosferin ürünlerinden biri de GOR Hemşin Kültür Dil Tarih Dergisi’dir. HADİG’den ve HADİG dışından arkadaşlarla birlikte 2014 yılı son baharında yayına başlayan GOR, münhasıran Hemşin dili ve kültürü üzerine Latin harfleriyle, Hemşince ve Türkçe olarak yayın yapan ilk süreli yayındır. GOR bir yandan geçmiş kültürel değerleri derleyip gelecek kuşaklara aktarma işlevi görürken, bir yandan da Hemşince ve Türkçe olarak hikâye, masal vs. yeni eserlerin üretilmesine vesile olmaktadır. Bu arada tabi Hemşin dil ve tarihi üzerine makalelere söyleşilere de yer veriyoruz. Derginin yayın periyodu 6 ayda birdir. İçerik ve biçim olarak meraklılarında oldukça ilgi gören GOR, 2014 yılından bu yana küçük bazı aksamalarla yayınını sürdürüyor. GOR’a emek verenlerden biri de sen olduğun için bu sürecin hazzını da meşakkatini de biliyorsun.

Benim de içinde bulunduğum bu çalımların yanı sıra;  sen (**) ve hepsi yakın arkadaşım olan Özcan Alper, Mahir Özkan, Cemil Aksu, Evrim Kepenek, İbrahim Karaca ve Ayşenur Kolivar ve birçok müzisyen ve yazar arkadaşımın yayınlamış olduğu film, kitap ve müzik eserlerinin son yıllarda Hemşin dili ve kültürü konusunda önemli bir farkındalık yarattığını söyleyebiliriz. Dergimize katkısı olanlar daha çok sayıda ama Yayın Kurulumuz yukarıdaki arkadaşlardan oluşuyor.

Dipnotlar

* “Hemşin Gizemi”, 1996 yılında Belge Yayınları tarafından Levon Haçikyan’ın “Hamşen Ermenileri Tarihinden Yapraklar” kitabının Türkçe baskısına verilen addır. 

(**) Sen derken, benden söz ediliyor, sevgili okur. Benim de ‘Çalışkan Kadınlar Ülkesi; Hemşin’ isimli bir kitabım var…

(1) Gülsen Balıkçı, “Rize-Pazar/Akbucak, Ortayol ve Uğrak köylerinin etnik yapıları”,  yayınlanmamış yüksek lisans tezi, (Ankara: Ankara Üniversitesi, 1997), s.43; Levon Haçikyan, Hemşin Gizemi, (İstanbul: Belge Yayınları,1996), s.53; Ali Gündüz, Hemşinliler, (Ankara: Ardanuç Kültür Dayanışma Derneği, 2002), s.54; Peter A. Andrews, Türkiye’de etnik gruplar, (İstanbul:Ant, 1992), s.181-182. Aktaran, Ayşenur Kolivar “Bir Hemşin köyünde konuşulan Türkçe ağız üzerine düşünceler”; http://www.biryasam.com.tr/Detay/39 : erişim tarihi 25 Şubat 2012.

(2) Ayşenur Kolivar, a.g.y.

(3) Bert Vaux, ”Hemshinli: The Forgotten Black Sea Armenians”, Journal of Armenian Studies, 6.2:2001, 47-71. Aktaran, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler (Konferans makaleleri), Yerevan, 2007, Ermenistan Cumhuriyeti Bilimler Ulusal Akademisi Tarih Enstitüsü.

(4) Kemal İnal, “Kürt sorununun önemli bir boyutu olarak dil”; Eğitim Bilim Toplum Dergisi, cilt: 10, sayı 37, 2012, s.79.

(5) Bert Vaux, ”Homshetsma: The Language of the Armenians of Hamshen”, The Hemshin, edited by H.H. Simonian, s.257-278; George Dumézil, ”Revue des E’tudes Armeniennes”. Aktaran, Lusine Sahakyan, “Hamşen (Hemşin) mikro yer isimleri”, Yerevan: YDU Yayınları, 2012, s.67-69.

(6) Ali Gündüz, Hemşinliler, (Ankara: Ardanuç Kültür Dayanışma Derneği, 2002), s.68; Orkun Yaman, ”Etniklik ve Hemşin Üzerine”, Halkbilimi, 7: 1998, s.56.

(7) Levon Haçikyan, Hemşin Gizemi, (İstanbul: Belge Yayınları, 1996), s.55.

(8) Bu konuda yapılan özgün çalışmalardan biri Ayşenur Kolivar’ın “Bir Hemşin köyünde konuşulan Türkçe ağız üzerine düşünceler” adlı makalesidir.

(9) M. Hanefi Bostan, Karadeniz’de Nüfus Hareketleri ve Nüfusun Etnik Yapısı, Nöbetçi Yayınevi, 2012, s.397, vd.

(10) BirYaşam Yerel Tarih, Folklor, Biyografi ve Coğrafya Dergisi,2008 yılında Hopa’da yayınlanmaya başlanan dergi 13 sayı çıktı. Ayrıntılı bilgi için www.biryasam.com.tr

(11) Evliya Çelebi, Seyahatname Cilt 3′ten aktaran Zeki Koday, ”Hopa İlçesi Coğrafyası” yayınlanmamış doktora tezi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı, Erzurum,1995.

(12) Martolos: Hristiyan tebaadan olup, Osmanlı Devleti için sınır bölgelerinde çalışan kimselere bu ad verilmektedir. Bunlar, casusluk, hububat nakli, geçitlerin korunması, asayiş ve küçük kalelerin muhafazası gibi işlerde çalıştırılmaktadır.

(13) Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi (1450-1590), 2. bs., Türk Tarih Kurumu, 1998, s.12.

(14) Fahrettin Kırzıoğlu, a.g.e., s.48.

(15) Fahrettin Kırzıoğlu, a.g.e., s.49.

(16) Fahrettin Kırzıoğlu, “I. Selim çağında Hopa ile Arhavi köyleri”, Türk Folklor Araştırmaları, İstanbul: Nisan 1966,cilt 10, s.201.

(17) M. Hanefi Bostan, XV-XVI Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, (Basılmamış doktora tezi) Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yeni Çağ Tarihi. s.194-195. Aktaran, Zeki Koday, a.g.e.,s.112.

(18) Levon Haçikyan, e.g.e., s.57-59.

(19) Sergey Vardanyan, “1776 yılına ait ‘Müslüman Hemşinli Ermeniler hakkındaki önemli bir şehadetname”. ”Hemşin ve Hemşinli Ermeniler (Konferans makaleleri)”, Yerevan: Ermenistan Cumhuriyeti Bilimler Ulusal Akademisi Tarih Enstitüsü, 2007,s.278.

(20) Aktaran Sergey Vardanyan, a.g.e., s.283. Yazıdaki “Türkleşmiş” ifadesinin Müslümanlaşmış olanlar için kullanıldığı anlaşılmaktadır.

(21) Talin Büyükkürkciyan,”Hemşinlilerde unutarak ve gizlenerek var olmak”, yayınlanmamış yüksek lisans tezi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı, 2011.

(22) Levon Haçikyan, a.g.e., s.38, dipnot 30.