Salgın bir anda bitse bile bildiğimiz okula dönmeyeceğiz

Prof Dr. Sibel Sakarya okulların açılma sürecinde eşitsizliği artırmamak için işbirliklerinin yapılması gerektiğini söyledi. Sakarya, “Çok iyi bir hazırlık, toplumun fikrini almak, şeffaflık ve güven çok önemli” dedi.

Prof. Dr. Yankı Yazgan, toplumların katılımının sağlanmadığı hiçbir planın hayata geçmediğini, “Bunun temel yolu açıklık, dürüstlük ve ne yapıyorsak onun paylaşılması üzerine olmalı” dedi.

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Yazgan, “Okula dönüşten bahsediyoruz. Salgın sıfırlanmış ve birden bitmiş olsa bile, artık bildiğimiz okula dönmüyoruz” diye konuştu.

Fotoğraf: DepoPhotos – Umut Yeşilyurt

Ayla Türksoy

Dünyanın, pandeminin ortaya çıkardığı tıbbi, ekonomik, sosyal sorunla mücadele ettiği günümüzde, salgının beşinci ayını dolduran Türkiye açısından durum çeşitli yönleriyle tartışılmaya devam ediyor. Haziran ayı başlarında düşen vaka sayıları, Haziran ayının ikinci sayısından itibaren artmaya başlamıştı. Artışın ciddi boyutta devam ettiği ve ilk dalganın aslında tam anlamıyla kontrol altına alınamadığı bu noktada, yüz yüze yapılması planlanan yeni eğitim-öğretim döneminin uzaktan eğitimle başlaması kararı alındı. TTB tarafından geçtiğimiz günlerde “Covid-19 ve okullar” başlığıyla gerçekleştirilen webinarda bu konu, üç boyutta ele alındı.

Türkiye için tek bir model olamaz. İyi hazırlık, şeffaflık, güven önemli

İlk olarak söz alan Halk Sağlığı Uzmanı Prof Dr. Sibel Sakarya, kademeli geçiş ile okul sürecinin işletilebileceğini ve her ülkenin kendine özgü bir yol haritası olacağını belirtti. Ülke örnekleri ve deneyimlerini paylaştı. Salgının yayılım hızının düşürülmesinin ve bunun için toplum katılımının altını çizdi. Türkiye’nin bu anlamda stratejik bir plana ihtiyacı olduğunu vurguladı. Prof Dr. Sakarya’nın konuşmasından dikkat çekici noktalar şöyle özetlenebilir:

“Okul, sadece eğitim açısından değil sosyal, bedensel, ruhsal iyilik halleri için önemli. Evdeki olanakları ve uzaktan eğitime erişimi sınırlı olan, çocuklara yardım etme becerileri kısıtlı olan aileler açısından okulların açılması çok önemli. Aynı zamanda anne babaların çalışması açısından da önemli. Okulların güvenli koşullarda açılması için bütün dünya çabalıyor. Bununla ilgili olarak risk değerlendirme kararını vermemiz gerek. Risk değerlendirmesinin sadece okulların açılması kararı için değil, bütün sürece dair, sürekli olarak yapılması gerekli.

Türkiye için tek bir okula dönüş modeli olamaz. Eşitsizliği artırmamak için ilgili bakanlıklar ve okullarla, işbirliklerinin yapılması lazım. Çok iyi bir hazırlık, toplumun fikrini almak, şeffaflık ve güven çok önemli.”

Salgın bir anda bitse bile bildiğimiz okula dönmüyoruz

Webinar’da ikinci olarak konuşan Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan ise, salgında bilinmezlik, belirsizlik ve görünmezlik meselesinin yarattığı yoğun kaygının, gelişim sürecindeki çocukları etkilediğini ifade etti. Prof Dr. Yazgan konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Toplumların katılımının sağlanmadığı hiçbir plan hayata geçmiyor. Toplumun katılımını sağlamanın temel yolu ise açıklık, dürüstlük ve ne yapıyorsak onun paylaşılması üzerine olmalı. Önümüzdeki dönemde okula dönüşten bahsediyoruz. ama salgın sıfırlanmış ve birden bitmiş olsa bile, artık bildiğimiz okula dönmüyoruz. Bilinmezlik ve belirsizlik, genellikle hepimizin duygu yoğunluğunu artırdığı gibi, duyguların hareketler üzerindeki etkisini arttırıyor. Bütün korkulara rağmen, anket çalışmalarına göre herkesin dileği fiziksel olarak çocukların okula dönebilmesi. Yeter ki, bunun en güvenli şekilde yapılacağı ile ilgili yol haritası net bir şekilde gözüksün. Erişim eşitsizliğinin, hangi sosyal sınıfta olduğumuza göre büyük bir mesele olarak karşımıza çıktığını gördük. Aynı zamanda öğretmenler, yani bu programları sunanlar açısından da eşitsizlikler var. Öğrenciyi derste tutmak sadece uzaktan eğitim dönemine özgü bir mesele değil, öğretmenlerin her sene, değişik düzeylerde ana konulardan birisi. Öğretmen sayısının artırılmasının, sınıftaki odaklanmayı artırmanın yollarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Mesai düzenlemeleri, yeni öğretmen istihdamı (bir sürü işsiz öğretmen varken onların işe alınması) için bundan daha iyi bir gerekçe düşünemiyorum. Çocuklar açısından odaklanmanın önemli bir mesele olduğunu biliyoruz. Pandemi döneminin yarattığı duygu yoğunluğu ve neredeyse travmatik etkileri sebebiyle ‘odaklanma’, önümüzdeki dönem öğretmenlerin önünde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaya devam edecek. Uzaktan eğitim ortamında bunun nasıl yapılacağını sağlama konusu ise öğretmenler için ayrı bir beceri geliştirme alanı.”  

Okula dönünce en sevmediği arkadaşlarına bile sımsıkı sarılacaklarını söylüyorlar

“Okul sadece akademik öğrenme ortamı değil. Toplumun bir parçası olmayı öğrendiğimiz bir ortam. Toplumu nasıl hayal ettiğinize göre mühendislik içeren bir kısmı da olmakla birlikte, öğrenciler ve çocuklar açısından baktığınızda, başkaları ile birlikte olma arzusunu taşıyor. Benim gördüğüm çocukların çoğunun söylediği şeylerden biri, okula döndüklerinde ilk yapacakları şeyin; ‘gidip arkadaşlarına sıkı sıkı sarılmak’ olduğu. En sevmediklerine bile sıkı sıkı sarılmak. Çünkü okul birliktelik arzusunun karşılandığı bir yer.

Belirsizlik, genel ve yaygın bir endişe kaynağı. Bu nedenle açık eylem planlarının olması, net olmayan durumlarla ilgili neden net karar verilemediğinin bilgisinin toplumla paylaşılmasının, endişeyi azaltıcı etkisi olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz beş ay hem can kayıplarına, hem sağlıkla ilgili ciddi meselelere, hem de özellikle çocuklar ve gençler için çok sayıda kaçmış beraber olma fırsatlarına; mezuniyet törenlerine, arkadaşlarla birlikte geçirilebilecek kamplara, takım antremanlarına, sahneye konulacak tiyatro eserlerinin yitimine yol açtı. ‘Bir daha hiçbir zaman aynı şekilde olmayacak’ duygusunun çocuklara verdiği üzüntüyü ve öfkeyi anlamak, belki derslerde müfredata yetişmeye çalışmaktan çok daha önemli olacak.”

Yüz yüze eğitime eninde sonunda geçmek durumundayız

Webinar’ın son konuşmacısı olan Ankara Dayanışma Akademisi’nden eğitim bilimci Prof. Dr. Işıl Ünal da; eğitimde dijitalleşme sürecinin etkilerine değinen bir çerçeve çizdi. Özellikle var olan eğitimdeki eşitsizliklerin ya da toplumdaki sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin dijitalleşme ile birlikte, bu sürece doğrudan yansıdığını ve bu eşitsizlikleri biraz daha artırdığını ifade etti. Eğitimin sosyal bir süreç ve etkileşim ortamı olarak sürdürülmesi için mutlaka bir şekilde gereğini yaparak, yüz yüze eğitime eninde sonunda geçmek durumunda olunduğunu vurguladı.