Savaşa gerekçe yapılan Ceylanpınar cinayetleri ‘faili meçhul’ bırakıldı

Yeniden savaşı başlatmak için gerekçe yapılan Ceylanpınar’daki 2 polis cinayeti, “faili meçhul” bırakıldı.

Avukat Eyyüp Sabri Tinaş, hükümetin binlerce insanın ölmesini dikkate almadığını söyledi.

Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde, 22 Temmuz 2015 günü Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar isimli iki polisin evlerinde şüpheli şekilde öldürülmeleri ile “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemin noktalanması ve yeniden çatışmalı sürecin fitilinin ateşlenmesinden bu yana 6 yıl geçti. Kobanîli çocuklara oyuncak götürmek isteyenlerin Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde IŞİD tarafından gerçekleştirilen canlı bomba saldırısıyla, 33 insanın yaşamını yitirmesinden iki gün sonra işlenen bu cinayetler, imzalanan Dolmabahçe Mutabakatı’na rağmen AKP tarafından savaşı yeniden başlatma gerekçesi yapıldı. Süreci fiilen bitiren adım ise 24 Temmuz’da Kandil’e yönelik düzenlenen hava saldırısı oldu.

İşlenen cinayetlerden hemen sonra polise yapılan şüpheli iki ihbar telefonuna dayanılarak 10 kişi gözaltına alındı. Dönemin Urfa Valisi ile İl Emniyet Müdürü tarafından olayla ilgili yapılan ilk açıklamalarda, FETÖ’nün kentteki gücüne dikkat çekilerek işlenen cinayetlerle ilgili üçüncü bir polise işaret edildi.

Gözaltına alınanlardan 7’si işkence altında yapılan sorgularının ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Cinayetlerle ilgili yürütülen soruşturmanın diğer safhaları da karartmalara sahne oldu. Şüphelilerin cep telefonlarına ait HTS dökümlerini, kopyasını almadan imha eden savcılık, ihbarı yapan ankesörlü telefondaki kişileri araştırmadı. Yine olayın gerçekleştiği dairede çıkan polislere ait parmak izlerinin peşine düşülmediği gibi ifadelerine başvurulan polislerin çelişkili beyanları da görmezden gelindi.

Savcı Mehmet Kıvanç Kılsızoğlu tarafından 7’si tutuklu 9 sanık hakkında hazırlanan iddianamenin, Urfa 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmesiyle dava açıldı. İddianameyi hazırlayan savcı Kılsızoğlu, Adalet Bakanlığı tarafından terfi ettirildi. Yargılamaya geçilmesiyle birlikte yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde, aynı savcı hakkında FETÖ’den arama kararı çıkarıldı. Şüpheliler hakkında tutuklama kararı veren hakim Nurettin Bulut ile tutukluların ihbar edildiği telefonun sahibi T.B.’nin kardeşi Ramazan B., Urfa’da yürütülen “FETÖ soruşturması” kapsamında tutuklandı. Diğer kardeş Mithat B. ise “FETÖ Urfa koordinatörü” olarak aranıyor.

Açığa çıkan bu FETÖ çemberine rağmen AKP iktidarı süreci sonlandırmak için cinayetlerin arkasında PKK’nin olduğunu öne sürmekte ısrar etti. Dava sanıklarından 3’ünün dördüncü ara duruşmada tahliye edildiği yargılamanın 1 Mart 2018 tarihinde görülen son duruşmasında, tüm sanıkların hakkında beraat kararı verilmesiyle, ülkede 6 yıldır süren çatışma ortamına gerekçe yapılan polislerin ölümü “faili meçhul” olarak kaldı.

Dava avukatlarından Eyüp Sabri Tinaş, soruşturmanın başlangıcından bu yana takipçisi olduğu dosya ve yargılama sürecini değerlendirdi. Ceylanpınar cinayetlerinin “çözüm” sürecini bitiren olay olması nedeniyle son derece önemli bir dosya olduğunu dile getiren Av. Tinaş, gerçek failleri bir türlü ortaya çıkarılmayan dosyanın faili meçhule doğru giden bir dosyaya dönüştüğünü söyledi.

Şikayetleri ceza olarak döndü

İşkence altında ifade vermeye zorlanmalarına rağmen müvekkillerinin söz konusu olayla hiçbir ilgilerinin olmadığını hem savcılık aşamasında hem de mahkemede beyan ettiğini belirten Tinaş, ancak suçlamaları kabul etmedikleri için daha fazla işkence gördüklerini aktardı. Müvekkillerine işkence yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunduklarında ise bu kez müvekkillere şikâyetlerinden vazgeçmeleri için baskı yapıldığını ifade eden Tinaş, “Vazgeçmedikleri için haklarında başka dosyalar oluşturmaya başladılar. Özellikle Hasan Aydın ve Hüseyin Aydın hakkında ayrı bir dosya açıldı. Alakalarının olmadığı bir olayla ilgili iki gence ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Asıl neden bu müvekkillerin işkence gördükleri için şikâyetçi olmalarıydı. Özellikle Hasan, Filistin askısı işkencesinden dolayı 6 ay boyunca ellerini kullanamadı. Cezaevindeyken avukat görüşü adı altında müvekkillerimiz şikayetlerinden vazgeçirilmeye çalışıldı. Hasan’a ‘Şikâyetinden vazgeç seni de kardeşini de bu dosyadan beraat ettirelim’ denilmişti. Hasan ve Hüseyin kardeşler, polislerin öldürülmesi olayından beraat etseler de oluşturulan diğer dosyalarla cezalar aldı” dedi.

Mezar kazdırıldı

Avukat Tinaş, Naci Yılmaz adlı bir diğer müvekkilinin ise götürüldüğü boş bir arazide kendisine mezar kazdırıldığını, kulağının dibinde silah patlatıldığını ve yine kaba dayaktan elektriğe kadar her türlü işkenceye maruz kaldığını beyan ettiğini paylaştı. Bu beyanlar savcılık tutanaklarına geçmesine rağmen sorumlu polislerin işkenceyi normal bir prosedürmüş gibi gösterdiğini söyleyen Tinaş, “Müvekkillerimiz işkence ile iki polis cinayetinin failleri yapılmaya çalışıldı. Bu işkencelere rağmen müvekkillerimiz olayı kabul etmediler. Müvekkillerin bu suçu işledikleri iddiası ise, olay günü Sedat ile Naci’nin telefonlarının aynı anda kapatılmış olmasına dayandırıldı ve bu şekilde suç birliği içinde oldukları ileri sürüldü” diye belirtti

Sahte tutanakla imha

Dosyada böyle bir tespit olmaması nedeniyle TEM Şube’de müvekkilleri hakkında sahte delil üretilmeye çalışıldığı söyleyip, bunun tespit edilmesi imkansız bir durum olduğu itirazında bulunduğunu anlatan Tinaş, soruşturma savcısının ise ‘tespit edilebilir’ dediğini söyledi. Tinaş, devamında şunları kaydetti: “Ben de araştırma yaptım. Yani bunun tespit edilmesi için süper bir teknoloji ve bunu 15 gün ya da daha fazla bir süreçte tespit edilebilir olabileceğini öğrendim. Daha sonra savcılığa TEM Şube’de sahte delil üretiliyor diye suç duyurusunda bulunulmasını istedim. Yaklaşık 1 buçuk yıl boyunca dosyada gizlilik kararı olduğu için dosya içeriğine ulaşamıyorduk. Dosya açıldığında ise işte aynı anda telefonlarının kapatıldığı iddiasıyla düzenlenen tutanakları, başka bir tutanak ile yok ettiklerine dair tutanak tutmuşlar. Yani sahte bir delili, sahte bir tutanak ile imha ettiklerine dair tutanak tutmuşlar. Bu dosya açısından çok ilginçti.”

4 polisin parmak izi

Dosyadaki gizlilik kararından dolayı hangi delillerin toplanıp hangilerinin toplanmadığı konusunda bilgi sahibi olmadan iddianame hazırlandığını ifade eden Tinaş, dosyada sanıklara ait HTS kayıtlarının dahi bulunmadığını söyledi.  HTS kayıtlarının ancak mahkemenin talebiyle dosyaya gönderildiğini belirten Tinaş, dikkat çekici bir başka detayın ise iki polisin öldürüldüğü evde çıkan 4 polise ait parmak izleri olduğunu vurguladı.

Av. Tinaş,  bu parmak izlerine dair süreci, “Dosya açılmadan önce bu parmak izlerine sahip polislerin ifadeleri alınmış. Yani bu dosya ilkin bu polisler üzerinden gidiliyor. Polisler ifadelerinde 6 aydır o eve gitmediklerini söylüyor. Yani bu parmak izi tespitinden önce söyleniyor. Ama olay zamanı bu 4 polisin parmak izi çıkıyor. Soruşturma evresinde karşı komşunun da bulunan bir parmak izi ile ilgili olarak hakkında soruşturma başlatıp dosyada sanık olarak yargılanıyor. Bu kişi Ömer Kılıç. Olayın yaşandığı evde 4 polisin parmak izi bulunmasına rağmen, soruşturma polisler açısından yürütülmedi. İfadelerini de ‘bilgi sahibi’ olarak almışlar. Yani ifadeleri sanık olarak alınmamış” şeklinde anlattı.

Bakkalın beyanları

Dava dosyanın bir diğer kilit isminin polislerin bulunduğu binanın altındaki bakkal Şeyhmuz Sağlam olduğuna dikkati çeken Tinaş, bu şahsın alınan beyanında öldürülen polislerin yanında 2 kişinin daha olduğunu ve hepsinin eve birlikte çıktığını söylediğini aktardı.

Bakkalın ve evde parmak izi bulunan polislerin mahkeme huzurunda doğrudan dinlenmesini talep etseler de talimatla ifadelerinin alınmasına karar verildiğini belirten Tinaş, “Bunun üzerine Ceylanpınar Asliye Ceza Mahkemesi kanalıyla ifadeleri alındı. Biz bu polislerin olay günü ne yaptıkları yönünden beyan vermelerini talep ederken, bunlar polislerin ölümünden sonraki zaman diliminde ne yaptıklarını anlattılar. Bir nevi dalga geçtiler. Bunu mahkemede de dile getirdim. Mesela bir tane polis şunu söylüyor: ‘Olay günü cenaze ile birlikte memlekete gittik’ diyor. Bu şekilde beyan veriyor. Yani olay zamanında ne yaptığına dair bir şey söylemiyor. Biz mahkemede olay faillerinin müvekkillerimiz olmadığını ısrarla tekrarladık. Faillerin parmak izi bulunan polisler olduğunu söyledik. Bu dosyanın polisler üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledik. Suç duyurusunda bulunulması için talepte bulunduk ama mahkeme herhangi bir karar almadan dosyayı savcıya tevdi etti ve mütalaa vermesini istedi” dedi.

Şüpheliler nasıl gözaltına alındı?

Mütalaadan sonraki duruşmada müvekkillerinin tamamının beraat ettiğini ifade eden Tinaş, şöyle devam etti: “Biz gerçekte bu suçun kimin işlediğinin ortaya çıkmasını istedik. Müvekkillerimizin yakalanma şekilleri bile olay ile ilgilerinin olmadığını gösteriyor. Tamamen tesadüfi bir durumdan kaynaklı. Bu müvekkiller Ceylanpınar’ın Kepez mevkiinde çerez alıp bir parkta sohbet ediyorlar. Daha sonra Sedat’ın abisinin aracına biniyorlar. Yol kontrolünde aracın sigortasının olmadığı tespit ediliyor. Bu durumdan kaynaklı araç emniyete çekiliyor. Bunlar da arkadaşlarını yalnız bırakmamak için aracın peşinden emniyete gitmişler. Müvekkillerimiz o saatte emniyetteler. Aynı bu saatlerde Ceylanpınar olayı yaşanmış zaten. Müvekkiller için tek gerekçe ise, HDP Ceylanpınar gençlik çalışmalarında yer almaları. Müvekkiller emniyette iken saat 24.00’ten sonra güya ankesörlü bir telefon ile birileri bu polislerin ölümünde bu şahısların sorumlu olduğunu söylüyor. Tabii bu ara müvekkiller emniyettedir. Bu telefon Ceylanpınar PTT şubesi önünde gerçekleşiyor. Yine bir başka ihbar telefonu daha ediliyor. Bu numara sonradan tespit edildi. Bu numara FETÖ yapılanmasından daha sonra aranacak olan ve hala aranan bir kişi olan birinin numarası ile aranmış. Bu şekilde müvekkiller gözaltına alınıyor.”  

Kamera sistemi kapatıldı

Av. Tinaş, olayın yaşandığı gün Ceylanpınar’da plaka tanıma sistemi ve kamera sisteminin kapalı olduğuna da dikkati çekti. Böyle bir şey imkânsız olsa da her iki sistemin müvekkilleri tarafından kapatıldığının öne sürüldüğünü söyleyen Tinaş, “Urfa Emniyet Müdürü basına yaptığı açıklamalarda Ceylanpınar’da her iki sistemin birileri tarafından kilitlendiğini söylüyor, güya bu olayı gerçekleştirmek için. Müvekkillerin tape kayıtları profesyonelce bir şekilde kesik kesik alınmış. Örneğin olaydan 10 gün önceki bir tape kayıtlarında bir kesit alınıp dosyaya eklenmiş. Sanki aynı gün konuşmuşlar gibi bir izlenim yaratmaya çalışmışlar. Biz bunların hepsini mahkemede dile getirdik. Açıkçası kurgu oluşturmuştular. Savcı buna mütalaasında değiniyor zaten. Müvekkiller hakkında küçük bir şüphe olsaydı bile ceza vereceklerdi” dedi.

Beraat kararı dikkate alınmadı

Bu cinayetler gerekçe yapılarak barış sürecinin sonlandırıldığını ve 6 yılın boşu boşuna harap edilmesine neden olduğunu vurgulayan Tinaş, “Bu süreçten sonra binlerce insan öldü. Büyük bir talihsizlikti. Hükümet bu mahkemenin beraat kararını hiç dikkate almadı” diye konuştu.

MA / Barış Polat