Yandaş medya ve bağımsız (?) yargı

Geçmiş dönemlerde, haklı ya da haksız bir ‘devleti koruma refleksi’ verilen kararlara hakimdi. Şimdilerde ise amaç, her ne olursa olsun ‘mevcut iktidarı koruma ve iktidara yaranma’ şeklinde kendini gösteriyor.

Yusuf Alataş

Türkiye’de “Bağımsız Yargı” ve “Adil Yargılama” kavramları hemen her dönemde sorunlu olmuştur. Ancak tanığı olduğumuz son 50 yılda hiçbir zaman bu dönemdeki kadar dibe vurmadı. Artık kimin suç işlediğine, kimin soruşturulması ve cezalandırılmasına “Yandaş Medya” karar vermekte ve bu doğrultuda yargı mekanizmasını harekete geçirebilmekte.

Geçmişte de özellikle sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde, devleti ve düzeni koruma adına yargı mekanizması aldığı talimatlarla ya da durumdan vazife çıkarıp kendiliğinden bağımsız ve tarafsız bir yargıdan beklenmeyecek kararlar verdiler. Ancak, yapılan uygulamaların ve verilen kararların hukuka aykırılığını örtme gayreti ile, biçimsel olarak yargılama yöntemlerine uymaya, tabir yerinde ise “hukuki kılıf uydurmaya” da dikkat ettiler.

Geldiğimiz bu dönemde ise, artık hukuksuzluğa “kılıf bulma” zahmetine de girmeye gerek görülmemekte, “biz yaptık oldu” mantığı yeterli olmaktadır.

Bu dönemin geçmiş dönemden bir farkı da, güdülen amaçta kendini göstermektedir. Geçmiş dönemlerde, haklı ya da haksız bir “devleti koruma refleksi” verilen kararlara hakimdi. Şimdilerde ise amaç, her ne olursa olsun “mevcut iktidarı koruma ve iktidara yaranma” şeklinde kendini gösteriyor.

Mevcut iktidarın, parlamentoyu, yargı dahil tüm devlet mekanizmalarını, medyanın neredeyse tamamını kontrol ettiği göz önünde bulundurulursa; iktidarı koruma ya da iktidara yaranma refleksinin nelere yol açacağını tahmin etmek zor değil. Özellikle yandaş medya bir linç mekanizmasına dönüşebilmektedir.

Bunun son örneği yandaş medyanın Karşıyaka Yargıcı ve Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan hakkındaki linç kampanyası ve bunun sonucunda açılan soruşturmadır.

Yargıç Ayşe Sarısu Pehlivan’ın 3 Mayıs’ta ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek için “Türküler kimseye zarar vermez, İbrahim yaşamalıdır” şeklindeki tweeti, yandaş medyayı hemen harekete geçirdi.

“KARŞIYAKA HÂKİMİNDEN SOSYAL MEDYADA SKANDAL PAYLAŞIM”

“HSK’dan DHKP-C Sempatizanı Hakime İnceleme”

“OLMADI HAKİME HANIM”

Ölüm Orucunda Ölen DHKP-C’li için Ağıt Yaktı!

Gibi manşetler kullanan Yandaş Medya, sırf yaşam hakkına sahip çıktığı ve Ölüm Orucundaki İbrahim Gökçek’in ölümü karşısında üzüntüsünü ifade ettiği için, Karşıyaka Hakimi Ayşe Sarısu Pehlivanı “DHKP-C”li ve suçlu ilan ettiler.

  • İbrahim Gökçek’in cenazesinde olay çıkarıp, gömülse dahi mezardan çıkarıp cenazeyi parçalayacaklarını söyleyen güruh hakkında;
  • Komşuları dahil 50 kişilik ölüm listesi yaptığını söyleyerek televizyon ekranlarından tehditler savuran Sevda Noyan hakkında;
  • 12 yaşlarındaki kız çocuklarının vücut yapılarının anne olmaya uygun olduğunu söyleyen profesör hakkında;

Hiçbir işlem yapma gereği duymayan yargı mekanizması, Yandaş Medyanın hedefindeki Hâkim Ayşe Sarısu Pehlivan için harekete geçmekte gecikmedi. Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) derhal inceleme başlattı. Bununla da yetinmedi “görevden uzaklaştırma” kararı verdi.

HSK, Hâkim Ayşe Sarısu Pehlivan hakkında görevden uzaklaştırma kararı verirken, Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 77. Maddesine dayanmış. Yani kararın gerekçesi, göreve devam etmesinin “yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceği” kanaati.

Bence asıl tartışılması gereken, bir hâkim hakkında sırf yaşam hakkına sahip çıktığı ve yaşamın yitirilmesine üzüntüsünü ifade ettiği için, HSK tarafından inceleme başlatılması mı yargının “nüfuz ve itibarına” zarar verir, yoksa yandaş medyanın bir hakim hakkında başlattığı linç kampanyasının başarıya ulaşması mı?